Kimdir Bu Farisiler?

Hz. Selman-ı Farisi(r.a)’ın teklifi ile hendek kazarak müşriklerin kuşatmasını boşa çıkaran savaş taktiği hala tebrike şayan bir şekilde tazeliğini korumaktadır. Savaşın bitiminde Medine’deki ensar ve muhacir Selman-ı Farisi(r.a)’ın etrafını çevirir tebrik ve takdirlerle Selman-ı Farisi(r.a)’ı kucaklarlar. Zira hendek kazarak savunma taktiği o dönemde Arablar’ın bilmediği bir savunmadır. Müşrikler Medine’yi kesin aldık gözüyle kuşatmaya geldiklerinde alışık olmadıkları bir savunma ile karşılaşırlar. Sonrası malumdur. Biiznillah mağlup ve zelil bir şekilde ayrılacaklardır. Bu galibiyetin verdiği coşku ile ensar “Selman Ensar’dandır” diyerek Hz. Selman-ı Farisi(r.a)’ı bağrına basacak, diğer taraftan muhacir “Selman Muhacir’dendir” diyerek Selman-ı Farisi(r.a)’ı sahiplenecektir. Böylesi tatlı bir kapış kapışın yaşandığı noktada Resulullah(s.a.v) “Hayır! Selman Ehl-i Beyt’tendir” diyerek Selman-ı Farisi(r.a)’ı ailesi arasında sayı verecektir. Muhacirliğin ve ensarlığın daha fevkinde bir makam artık Selman-ı Farisi(r.a)’ındır. Hem acem hem de ehl-i beytten olunabilmek. İslam’ın ırklara göre şekillenmediğinin ve İslam’a hizmet etmekle kişinin kavmine bakılmaksızın Resulullah(s.a.v)’e yakın olmaklığının bir alameti olarak kayda düşen bu hâdise ne kadar da ilginç ve ibretliktir.

Resulullah(s.a.v)’in Selman-ı Farisi(r.a)’ı ehl-i beytten saydıktan sonra birde mübarek elini Selman-ı Farisi(r.a)’ın omzuna koyarak “ilim Süreyya yıldızında olsa da bunlardan (Farisi) biri gider mutlaka onu alırdı” buyurarak Fars kavminin ilme olan aşkını beyan etmiştir. Bu hadis-i şerifi Hanefi ulemasından bazıları Ebu Hanefi(rah.a)’in gelişine işaret olarak kabul etmiştir. Ebu Hanefi(rah.a)’in de Fars kavminden olması ve ilimdeki şöhreti birleşince ister istemez hadis bu şekilde yorumlana gelmiştir. Tarih süresinde Farslıların birçok ilim alanında ileri derecede yol kat ettiğini biliyoruz. Ama şu son ataklar “ilim Süreyya yıldızında da olsa Farisi biri gider mutlaka onu alırdı” hadisinin bu yüz yılda da tecelli ettiğini, edebildiğini akla getirmiştir. Çeyrek asırlık bir sürede İran İslam Cumhuriyeti insansız uçaktan, füzeye, nükleer enerjiden savaş uçaklarına kadar birçok teknik ilerleme ile devrin süper güçlerine fark atar duruma gelmesi hadis-i şerifi yeniden tecelli ettirir niteliktedir. Oysa bu ana kadar hadis hep Ebu Hanefi çevresinde değerlendirilip Farilsinin gidip aldığı ilim hep fıkıh ağırlıklı olduğu yorumu ile gündemde kalmıştır. Ama şimdi görülüyor ki diğer teknik alanlarda da Farisiler ilmi alıp geliyor. Hem de resmi açıklamaları ile sabit olan bir ifade ile “tüm İslam ülkeleri ile ilimlerini paylaşmaya hazır olduklarını” beyan ederek. Tebrik ve takdirden başka diyecek bir şey yok. Hele bir de “az zamanda çok iş başarmış” bir coğrafyanın insanı olarak baktığınızda maşallah tebarekallah demekten kendinizi alamıyorsunuz. Birde mü’minseniz ve Elhamdülillah diyorsunuz. Çünkü ilim ve teknolojinin ABD ve İsrail’i tedirgin edecek “made in İslam” patentiyle ortaya çıkması hamd-i vacip kılan bir haldir.

Bütün bu olanları görebilmek içinde beyin zamanlaması olarak geri doğru zaman tünelinde seyahat etmektense şimdiki zamana gelmek gerekiyor. Zira beyin zamanlamasında hala Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail’in savaşına kendini kaptırıp 2000’li yıllarda olmasına rağmen yüzyıllar önce bitmiş bir savaşı beyinlerinde sürdürenler son gelişmelerden habersizdir. Kaldı ki Şah İsmail’in de Türk olduğunu bilmeden Şii ise İranlı’dır zannı ile “şanlı tarihinin” esiri olduğunu kavrayamamış tarih tutsakları azıcık tarih okusalar bu zindanlarından kurtulacaklardır.

Kendi coğrafyasında başörtüsünü gerektiği yere taşıyamayanlar hâla kendilerini İslam’ın bayraktarlığı oldukları iddiasında oladururken Allah başka bir kavme bu nişanı vermiş gibi gözüküyor. Çünkü Allah-u Teâla bayraktarlığı kime vereceğini Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan ediyor:

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)ise, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu, Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rükû ediciler olarak namaz kılan ve zekâtı veren mü’minlerdir. Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost(veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.(Maide 54/55/56)

Evet, siz ne kadarda kavim ve mezheb taassubundan baksanız da Allah’ın katında bu tür taassuplar yoktur. Farisililer de bu tür taassuplara takılmadan Sünni ve Arap olan Filistin’e Sünni ve Arap olanlardan daha çokça ve daha çabukça yardım etmiştir. ABD ve İsrail’e karşı şedit duruşu göz dolduruyor. Üstelik gayri müslim halklarda İran ve ABD-İsrail kavgasını seyrederken sadece olayı İslam ve küfür penceresinden değerlendiriyor. Çünkü onlar İslam tarihindeki mezheb ve ırk entrikaları ile bilgi kirliliğine uğramamış durumdalar. Bu sebeple yeryüzünün tüm taşları İsrail’e doğru koşuyor, toprakları ise Farisilere…!

İbrahim K.

Yorum Yaz